Berkay SırtaşRehber
Marka mı önce, reklam mı? Sıfırdan başlayanın sırası
Yeni işletmede iki uç var: aylarca logo ve kimlik konuşup hiç satmamak, ya da hiçbir şey netleşmeden reklam açmak. Sıra yanlış olduğunda ikisi de para yakıyor.
İki masa var, ikisi de yeni bir iş kuruyor.
Birinci masada dört aydır isim tartışılıyor. Logo üçüncü kez revize edildi, renk paleti oturdu, kartvizit basıldı. Henüz kimseye bir şey satılmadı.
İkinci masada iş tersine: hafta içinde bir sayfa yapıldı, cuma günü reklam açıldı. Üç hafta sonra bütçe bitti. Kimin geldiği, ne aradığı ve neden almadığı hakkında elde hiçbir şey yok.
İkisi de aynı hatanın iki ucu: sıra karışmış.
Marka, logo değil
"Marka kurulumu" denince akla görsel kimlik geliyor ve o kimlik markanın en görünür ama en son parçası. Öncesinde cevaplanması gereken şeyler var ve bunların hiçbiri tasarım işi değil.
Kim satın alacak. "Herkes" cevabı reklamı da metni de sayfayı da bozuyor. Somut bir kişi tarifi: hangi durumdaki, neyi çözmeye çalışan, neye bütçe ayırabilen kişi.
Hangi sorunu çözüyorsunuz. Ürün tarifi değil, karşı tarafın kendi diliyle yaşadığı sıkışma. İnsanlar özellik satın almıyor, bir durumdan çıkmak için ödüyor.
Neden siz. Rakiplerin hepsi aynı cümleyi kuruyorsa, o cümle hiçbir şey söylemiyor demektir. Farkın gerçek olması gerekiyor: nasıl çalıştığınız, neyi yapmadığınız, kimin muhatap olduğu.
Nasıl konuşuyorsunuz. Dil, görsel kimlikten önce geliyor. Aynı marka dili reklamda, sitede ve WhatsApp mesajında sürmüyorsa marka kurulmuyor, sadece bir logo yapılmış oluyor.
Reklamın öğretebileceği ve öğretemeyeceği
Reklam bir öğrenme aracı, ama neyi öğrenmek istediğinizi bilmiyorsanız öğretmiyor.
Öğretebildikleri: hangi mesaj daha çok ilgi çekiyor, hangi kitle daha ucuza geliyor, hangi görsel tipi tutuyor.
Öğretemedikleri: kime satmalısınız, hangi fiyat bandında olmalısınız, işin özü ne. Bunlar reklamdan önce alınmış kararlar; reklam bunları test eder, üretmez.
Bu yüzden "önce reklam açalım, sonra bakarız" yaklaşımı çoğu zaman para yakıyor. Öğrenilen tek şey "işe yaramadı" oluyor ve bu bir bulgu değil.
İşe yarayan sıra
Bir: kim ve ne. Kitle, çözülen sorun, fark ve dil. Bu, aylar süren bir araştırma projesi olmak zorunda değil; birkaç gerçek konuşma ve yazıya dökülmüş birkaç karar çoğu iş için yeterli.
İki: gidilecek bir yer. Reklamın göndereceği tek amaçlı bir sayfa ve gelen talebin düşeceği bir kayıt. İkisi olmadan açılan reklam, ölçülemez olduğu için öğretmiyor.
Üç: küçük ve ölçülü reklam. Amacı satmak değil, birinci adımdaki varsayımları sınamak. Hangi mesaj tutuyor, kim geliyor, ne soruyor.
Dört: görsel kimlik ve genişleme. Bu aşamada ne söyleyeceğinizi biliyorsunuz; kimlik artık bir tahmin değil, öğrenilmiş bir şeyin giydirilmesi.
Bütçe nasıl bölünür
Sıfırdan başlayan işletmede bütçe sorusu genelde "logoya ne kadar, reklama ne kadar" diye soruluyor. Daha işe yarar bölüm şu: öğrenmeye ne kadar, ölçeklemeye ne kadar.
İlk dönemde harcanan paranın işi satmak değil, birinci adımdaki varsayımları sınamak. Bu dönemde kime, hangi mesajla, hangi fiyatla seslendiğiniz test ediliyor ve çıkan bilgi kalıcı.
Ölçekleme bütçesi ancak bu sorular cevaplandıktan sonra anlam kazanıyor. Ters sırada harcanan para da bir şey öğretiyor aslında, ama çok daha pahalıya.
Görsel kimlik bu ikisinin arasında bir yerde: işi durduracak kadar öncelikli değil, ama sürekli ertelendiğinde her yeni malzemede yeniden tartışma çıkarıyor. Karar verilmiş ve yazılı bir temel, o tartışmayı bir kez yapmak demek.
Hızlı başlamak ile sırayı atlamak farklı
Bu sıra yavaş çalışmak anlamına gelmiyor. Birinci adım günlerle ölçülebilir; asıl vakit kaybı, kararlar yazılı olmadığı için her toplantıda yeniden tartışılmasında.
Yazıya dökülmüş dört beş cümlelik bir temel, sonraki her işi hızlandırıyor: reklam metni oradan çıkıyor, sayfa oradan yazılıyor, gelen talebe verilen cevap oradan besleniyor.
Marka temelinin nasıl kurulduğunu marka kurulumu, gidilecek yeri dönüşüm odaklı web sitesi, sınama tarafını reklam yönetimi sayfasında anlattım. Kendi sıranızı konuşmak isterseniz, aşağıdan yazın.